En yakın arkadaşım öldüğünde
Yetimhanede büyüdüm ve bu hayatta gerçekten yanımda olan tek kişi can dostum Nihal’di. Birbirimize kardeş gibi tutunmuştuk. Ancak 12 yıl önce dünyam başıma yıkıldı; Nihal bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş, iki yaşındaki oğlu Kerem ise mucizevi bir şekilde sağ kurtulmuştu. Kerem’in kimsesi yoktu, babasının ise o daha doğmadan öldüğünü biliyordum. O gün o minik eli tuttuğumda ne yapmam gerektiğini biliyordum: Kerem’i evlat edindim.
Kerem artık 14 yaşındaydı ve benim tüm dünyamdı. Bir yıl önce hayatıma giren Hande ile evlendik; Kerem onu hemen sevdi, evimiz sonunda tam bir yuva gibi hissettiriyordu. Bir gece iş yorgunluğuyla erkenden uyuyakalmıştım. Gece yarısına doğru Hande’nin beni sertçe sarstığını hissettim.
Gözlerimi açtığımda Hande bembeyaz bir yüzle, saçları alnına yapışmış halde başucumda duruyordu. Elleri zangır zangır titriyordu. “Mert, uyan! Hemen uyanman lazım!” diye fısıldadı. Kalbim küt küt atmaya başladı. Neler olduğunu sorduğumda sesi titreyerek cevap verdi:
“Kerem’in senden sakladığı o korkunç şeyi buldum! Bu artık böyle devam edemez!”
Bana Kerem’in yıllardır herkesten gizlediği o şeyi gösterdiğinde nutkum tutuldu. Onca yıl kurduğum o huzurlu dünya bir saniyede başıma yıkılmak üzereydi. Peki, evladım dediğim Kerem’in odasındaki o gizli bölmede sakladığı ve tüm geçmişimizi kökünden sarsacak olan o dehşet verici gerçek neydi?
Hande’nin elinde tuttuğu şey, eski, yıpranmış bir ayakkabı kutusuydu. Kutunun kapağını açtığında içinden bir deste mektup ve profesyonelce çekilmiş, her biri uzaktan çekildiği belli olan fotoğraflar döküldü. Fotoğraflara baktığımda nefesim boğazıma tıkandı.
Bu fotoğraflarda biz vardık. Ben, Hande ve Kerem… Geçen hafta gittiğimiz piknikte, Kerem’in okul çıkışında, hatta evimizin bahçesinde akşam yemeği yerken çekilmiş onlarca kare. Ama bizi korkutan fotoğraflar değildi. Hande mektuplardan birini elime tutuşturdu. Mektup, Kerem’in el yazısıyla değil, sert ve köşeli bir karakterle yazılmıştı.
“Oğlum Kerem, az kaldı. O adamın (Mert’in) seni benden çaldığı günler sona eriyor. Annen Nihal beni öldü bildi ama ben ölmedim. Mert seni benden sakladı, seni kendi oğluymuş gibi büyüterek benden intikam aldı. Yakında yanına geleceğim ve seni o sahte yuvadan kurtaracağım. Sabret.”
Okuduklarım karşısında beynim zonklamaya başladı. Nihal bana babasının hamileyken öldüğünü söylemişti. Biz yetimhanede büyürken birbirimizden hiçbir şey saklamazdık. Eğer bir baba varsa, Nihal neden yalan söylemişti? Ve bu adam, benim onu çaldığımı nasıl iddia edebilirdi?
“Mert, bu sadece bir mektup değil,” dedi Hande fısıltıyla. “Kutunun dibine bak.”
Kutunun en altında küçük bir dijital ses kayıt cihazı vardı. Cihazı çalıştırdığımda, Kerem’in sesi duyuldu. Görünüşe göre Kerem bu adamla gizlice buluşmuştu ve bu kayıtları nedenini bilmediğim bir şekilde saklamıştı
Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz..
