Güncel haberler

GÜN ORTASI HABERLER
45 yaşımda dul kaldım beni köyün ağası almak istedi

bir imza vardı. Yazıya göre kocam, yıllar önce Rüstem’den büyük miktarda para almış ve karşılığında evimizi çevreleyen tarlayı teminat göstermişti.

Şaşkına dönmüştüm.

İsmail bana böyle bir borçtan hiç söz etmemişti.

Rüstem gözlerimin içine baktı.

“Ben senden para istemiyorum. Evlenirsek borç kapanır.”

İşte o anda bunun bir evlilik teklifi olmadığını anladım.

Bu bir pazarlıktı.

“Evlenmezsem?”

“Tarlayı alırım.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım.

Ertesi gün sandıkları karıştırmaya başladım. İsmail’in eski evraklarına baktım. Banka kâğıtları, tapular, faturalar…

Borçla ilgili tek belge bulamadım.

Sonra eski bir ceketin cebinden küçük bir not defteri çıktı.

İsmail yıllardır yaptığı harcamaları oraya yazmıştı.

Sayfaları çevirirken Rüstem’in adını gördüm.

“Rüstem’den alınan 180 bin lira — ödendi.”

Altında tarih vardı.

İki yıl önce.

Bir başka satırda ise şu yazıyordu:

“Senet geri alınacak.”

Donup kaldım.

Demek ki borç gerçekten vardı ama İsmail ödemişti.

Peki senet neden hâlâ Rüstem’deydi?

Ertesi sabah doğruca ilçeye gittim. İsmail’in yıllarca çalıştığı kooperatifteki eski muhasebeci Salih Bey’i buldum.

Defteri gösterdim.

Adam uzun süre düşündü.

Sonra ayağa kalkıp arşive indi.

Yarım saat sonra elinde banka dekontuyla döndü.

Dekontta İsmail’in Rüstem’in hesabına tam 180 bin lira gönderdiği görülüyordu.

Açıklama kısmında ise yalnızca iki kelime yazıyordu:

“Borç kapama.”

Ellerim titredi.

Salih Bey bana baktı.

“Bu belgeyi iyi sakla.”

O anda kararımı verdim.

Köye döndüğümde doğrudan muhtarın evine gittim.

“Yarın köy kahvesinde herkesi toplar mısın?”

Muhtar şaşırdı.

“Niye?”

“Rüstem Ağa’ya cevabımı vereceğim.”

Haber birkaç saat içinde bütün köye yayıldı.

Ertesi gün kahvehanenin önü insan doluydu.

Kadınlar biraz ötede toplanmış, erkekler masalara oturmuştu.

Rüstem Ağa siyah takım elbisesiyle geldi. Yüzünde kendinden emin bir ifade vardı.

Beni görünce gülümsedi.

“Demek kararını verdin.”

“Elbette.”

Herkes sustu.

Çantamdan Rüstem’in gösterdiği senedin fotokopisini çıkardım.

Sonra banka dekontunu masaya koydum.

“Bu, kocamın sana olan borcunu ödediğinin belgesi.”

Rüstem’in yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Bir yanlışlık vardır.”

“Yok.”

Ardından İsmail’in not defterini çıkardım.

“Burada da kendi el yazısıyla borcu ödediğini yazmış.”

Kalabalığın içinde fısıldaşmalar başladı.

Rüstem sesini yükseltti.

“Bunlarla neyi ispatlayacaksın?”

“Savcılık karar verir.”

Bu söz üzerine ortalık buz kesti.

“Bu sabah avukata gittim. Senedi kullanarak benden haksız yere mal almaya çalıştığını söyledim.”

Rüstem ayağa kalktı.

“Hatice, saçmalama.”

Ben de ayağa kalktım.

Yıllardır köyde onun karşısında kimsenin böyle durmadığını biliyordum.

“Sen bana evlilik teklif etmedin, Rüstem. Korkumu satın almaya çalıştın.”

Kimse konuşmuyordu.

“Dul kaldım diye sahipsiz olduğumu düşündün. Kocam öldü diye aklımın da onunla toprağa girdiğini sandın.”

Rüstem cevap veremedi.

Birkaç hafta sonra gerçek ortaya çıktı.

İsmail borcu tamamen kapatmıştı. Rüstem ise senedi geri vermeyerek yıllarca saklamıştı.

Avukatım devreye girince tarlamıza dokunamadı.

Köyde insanların bana bakışı da değişti.

Fakat beni en çok şaşırtan şey, oğlum Murat’ın birkaç ay sonra eve dönmesi oldu.

“İzmir’e gitmeyeceğim anne,” dedi. “Babamın tarlasını birlikte işleyelim.”

Başlangıçta karşı çıktım.

Onun kendi hayatını kurmasını istiyordum.

Ama Murat farklı düşünüyordu.

“Burada senin yanında kalmak zorunda olduğum için değil, burada bir gelecek kurabileceğimi gördüğüm için kalıyorum.”

Birlikte tarlanın bir bölümüne lavanta ektik.

Sonra küçük bir kooperatif kurduk.

Köyde eşi ölmüş, boşanmış ya da kendi başına ayakta durmaya çalışan kadınlarla birlikte reçel, tarhana, sabun ve kurutulmuş ürünler üretmeye başladık.

İlk yıl zor geçti.

İkinci yıl ilçedeki dükkânlara ürün vermeye başladık.

Üçüncü yıl eski ahırı küçük bir üretim yerine çevirdik.

Bir gün avluda otururken kızım Sevda yanıma geldi.

“Anne, insanlar hâlâ seni konuşuyor biliyor musun?”

Gülümsedim.

“Ne diyorlar?”

“Rüstem Ağa’yla evlenseydi şimdi konağın hanımı olurdu, diyorlarmış.”

Bahçeye baktım.

Lavanta kokusu rüzgârla eve kadar geliyordu. Murat traktörü tamir ediyor, kooperatifte çalışan kadınların kahkahaları avludan duyuluyordu.

Sonra kızımın elini tuttum.

“Konağın hanımı olmak kolaydı kızım.”

“Peki sen ne oldun?”

Başımı kaldırıp yıllarca İsmail’le yaşadığımız eski taş eve baktım.

“Kendi hayatımın sahibi oldum.”

O gün anladım ki insan bazen eşini kaybettiğinde sadece yalnız kalmıyor. Başkaları onun korkularını, çaresizliğini ve geleceğini de sahiplenmeye çalışıyor.

Ama yalnız olmak, güçsüz olmak demek değildi.

Kırk beş yaşımda dul kaldım.

Köyün en güçlü adamı beni almak istedi.

Ben ise onun konağına gitmek yerine kendi kapımın önünde dimdik durmayı seçtim.

Çünkü bana yıllar sonra huzur veren şey, bir başkasının soyadına sığınmak değil, kendi adımla kurduğum hayata bakıp şunu söyleyebilmekti:

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.